ANA SAYFA
admın girişi
link listem
damar
Ziyaretçi defteri
İletişim
abdulsamet
ISLAM DUNYASI
ALLAHIN VARLIGI
ISLAM VE SANAT
bır annenın feryadı
kurtulus savası
ISTE ISLAM
cocolayın gerçek anlamı
KURAN DINLE
ILAHI DINLE
ISLAMI DIZILERIM
SILAYT
bosanma talak
KIYAMET ALEMETLERI
sohbetler
namaz kılan robot
namaz cagrısı ezan
sahtekarların zuhuru
peygamber tarıhı
doyamadım muhammede
kabır ve otesı ıman alı
evlat ve akıbet
selımıye camı
huseyın dogan
ILAHI DINLESENE.COM
keklık
kabır azabı
turk dırılısı
KAMERA SAKALARI
AVCILIK VE ATICILIK
KORKUNC KAMERA SAKALRI
TELESKOP
NAMAZ SURELERI
NAFILE NAMAZI
ISLAMI TANIYALIM
ALLAHIN MUCISESI
BIR EVLI CIFTIN HIKAYESI
CENNET NIMETLERI
SECMECE SOHBET VE KURAN
TARIHI YERLER
AYNA
FERDI TAYFUR
AL BAYRAK
ORUCU BOZAN SEYLER
sarkılarım secmeler
TATLISE HAYRANLARI
gullu
aşk
SENI SEVMEK
TEK SEVGI
KIRLANGIC ASKI
AILE SIIRI
ASK NEDIR
ASK ANLATIM
korkunc kamera sakası
ask hıkayesı
abdul basit kuran dınle
kuran hafızları
BÖYLE BIR SES GORULMEMIS
SIIRLI SES
hatım
SITECI
MEAL KENDI YAZIM
ASIL UYELIK
sohbet odaları
YETIM KIZ
VEDA HUPBESI (S:A:S:)
TC KIMLIK SORUSTURMASI
ILAHI
SIFRE KIRMA
İMANA KEFİL
mırac kudusten sonra
insan hayatı
HADIM DUALARI DINLEYIN
ARABCA YAZILAR
oflu hoca dınleyın cok komık
CENNET CEHENNEM VARMIDIR
NAMAZ SURELERI EZBER YAP
KURANDA BAS ÖRTÜ VARMIDIR OKUYUN
HESABA CIKILMEK OKUYUN
SIRAT KÖPRÜSÜ
ISLAMA SUPRIZ SAYFA
KURAN YENI DINLEYIN
kamera sakalarım
msnde sıfre kırma cok kolay
ENTERNET ARAMA MOTORU
GÖRÜLEN RÜYLA
RUYA TABIRLERI
ıslamı kutuphane
dost11 mekanı
EN GUZEL VIDEOLAR
DOST11.RE AIT
BALIK TUTMA
fıkra ve şiir dünyasi
turk tlkom bılgı sayfası
şirlerimiz
kurban kesım duası
nasıl hacker olunur
işte gercek seyredın
SITECILER ISTE HIC BIR YERDE BULAMAYACAGINIZ HOTMAIL KOTLARI
sevgı nedir
bahar sarkıları
İŞTE ZİZE HARIKA HTMAİL KOTLARI
sıtenın maddı deyerı
bır gencın hıkayesı
KARA KOYUN HİKAYESİ
sıtesahıbını tanıyın
ayetel kursu
Haberler
Kur'an-ı Kerim ayetleri ve özellikle de hadislerden kıyamet gününde insanların hesaplarının görüldükten sonra cehennem üzerinde kurulu olan bir köprü üzerinden geçecekleri anlaşılmaktadır. Mü'minler, hadislerde kıldan ince ve kılıçtan keskin olarak tanımlanan ve Sırat ismi verilen bu köprü üzerinden selametle geçip cennete ulaşırken; kafir, münafık ve isyan ehli, bu köprü üzerinden geçmeyi başaramayacak ve cehenneme yuvarlanacaklardır. Allah Teala şöyle buyuruyor: "Sizden oraya (cehenneme) uğramayacak yoktur. Bu, Rabbinin yapmayı üzerine aldığı kesinleşmiş bir hükümdür. Sonra Biz, Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanları kurtarır, zalimleri de orada diz üstü çökmüş olarak bırakırız." Hadislerde ise Sırat köprüsü daha açık bir şekilde açıklanmıştır. Hadisler, biri dünyada, diğeri ahirette olmak üzere iki Sırat'ın olduğunu ve insanların dünyadaki Sırat'ı izleme durumu aynen ahiretteki Sırat'tan geçişine de yansıyacağını bildiriyorlar. Hadisler, dünyadaki Sırat'ı şaşmadan ilahi elçilerin önderliğinde kat edenlerin ahiretteki Sırat'ı da yine onların önderliğinde kolaylıkla geçeceklerini, şeytana uyarak dünyadaki Sırat'tan sapanların ise, ahiretteki Sırat'ı geçmekte de şaşkınlık ve sapmalara kapılarak cehenneme yuvarlanacaklarını açıklıyorlar. Allah Teala şöyle buyuruyor: "Onun (Şeytanın) hakkında şöyle yazılmıştır: O kendisini dost edinen kimseyi saptırır ve alevli azaba götürür." Buna karşılık ilahi elçilerin önderliğini kabul etmek ise, hem dünyada hem de ahirette insanı selamete ve kurtuluşa götürür. Hz. İmam Cafer sadık (a.s)'a Sırat'ın ne olduğu sorulunca Hazret şu cevabı verir: "Sırat ilahi marifete doğru giden yol ve Allah'ı tanımaktır. Sırat iki tanedir, dünyadaki sırat ve ahiretteki sırat. Dünyadaki sırat, itaati vacip olan Masum İmam'dır. Kim dünyada iken onu tanıyıp, ona iktida ederse, ahirette ateş üzerinde kurulan köprüden geçecektir. Kim de dünyada iken imamını tanımayıp, itaatinde olmazsa, ahirette Sırat köprüsünden geçerken ayakları titreyip ateşe yuvarlanacaktır." Başka bir hadiste ise, Hz. İmam Hasan Askeri (a.s) şöyle buyurmuştur: "Sırat-ı müstakim (doğru yol) iki sırattır. Dünyadaki Sırat ve ahiretteki Sırat, dünyadaki Sırat ifrat ve tefritten uzak olup, istikamet gösterilen ve hiçbir batıla meyledilmeyen Sırat'tır. Ahiretteki Sırat ise, mü'minleri cennete götüren doğru yoldur. O yol onları ne ateşe ne de cennet dışı başka bir şeye götürmez." Sonra hadisler, ahiretteki Sırat'ın kıldan ince ve kılıçtan keskin olduğunu belirterek, ondan geçmenin zorluğuna işaret etmişlerdir. Bunun sırrı da dünyadaki Sırat'ı kat etmenin zorluğunda yatmaktadır. Nasıl ki, insanın dünyada hem inanç, hem de amel açısından doğru yol üzerinde istikamet etmesi zor olup, kıldan ince ve kılıçtan keskinse, ahiretteki Sırat da böyledir. Hz. Resulullah istikamet emri gelen Hud Sûresi'nin saçlarını ağarttığını buyururken işte bu zorluğa işaret etmiştir. İşte bu zorluk yüzündendir ki, pek az insan hem inanç hem de amel açısından tam olarak doğru yol üzerinde istikamet edebiliyor. Büyük filozof Sadr-ül Müteallihin Sırat'ın kıldan ince ve kılıçtan keskin olma sırrını şöyle açıklıyor: "İnsanın kemale ermesi iki gücünü kullanmasına bağlıdır. O iki gücünden ilki fikirsel ve düşünsel gücüdür. İnsanın bu gücü ile hak ve yakini bulması, ince fikirsel çalışmayı gerektirir ki, temessül ederse dikkat ve letafet açısından kıldan ince olarak temessül eder. İkinci gücü olan ameli gücünü kullanmak ise, ancak nefsinin ifrat ve tefritten uzaklaşıp itidal halini bulmasıyla sağlanır. Bu ise ancak sahip olduğu şehvet, gazap ve fikir güçlerinin çalışmalarında itidal halini bulmasıyla mümkündür. Zira ifrat ve tefrit olan bütün uç noktalar kınanmış olup insanın ateşe düşmesine ve bedbahtların yurdunu menzil edinmesine vesile olur. Birbirinin zıddı olan bu uç noktaların tam anlamında ortasını bulmak ise, bunlardan hali olmak menzilesinde olup, adalet hali olarak nitelenen bu hal ateşten kurtulma menşeidir. Bu ise kılıçtan keskindir. O halde Sırat'ın iki yüzü vardır. Bir yüzüyle kıldan ince, ikinci yüzüyle de kılıçtan keskindir." O halde Sırat'ın kıldan ince olması, fikrin ıslah edilmesinin inceliği ve kılıçtan keskin olması ise, ameli gücün ıslah edilmesinin keskinliğindendir. Ahiretteki Sırat ise dünyadaki Sırat'ın incelik ve keskinliğinin tecessümünden ibarettir. Sırat'la ilgili olan bir başka konu da Sırat'tan geçenlerin geçiş şeklidir. Hadisler, bazılarının Sırat'tan surat ve kolaylıkla geçerken bazılarının zorluklarla geçeceğini bildiriyor. Hz. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "İnsanlar Sırat'tan tabakalar halinde geçeceklerdir. Sırat ise kıldan ince ve kılıçtan keskindir. Bazısı şimşek gibi hızlı geçecek, bazısı at koştururcasına geçecek, bazısı sürünerek geçecek, bazısı yürüyerek geçecek, bazısı ise ona asılı olarak geçecek ve ateş onun bazı yerlerini yakacak bazı yerlerini de yakmayacaktır." Açıktır ki, insanların bu ahiretteki Sırat'tan geçiş şekli de, onların dünyadaki Sırat'tan geçiş şekillerinden kaynaklanmaktadır. Zira insanlar dünyada iken bazıları hem inanç hem de amel açısından ihlas ehli olup, her halûklarda Allah'ı görüp, Allah için hareket ederken, bazıları hem inanç hem de amel boyutunda bunun tam aksi durumda olur, bazıları ise, bu iki uç tarafın ortasında derecelere girmekteler. Bir başka türlü bakacak olursak Âhiretin deresini, tepesini, düzlüğünü, yokuşunu, köprüsünü, yolunu, yordamını, terazisini, mîzânını, ateşini ancak dünyadaki benzerleriyle kavrayabiliriz. Başka türlü kavrama imkânımız yok. Görüş ufkumuz dünyadaki benzerleriyle ve sembollerle çevrili. Âhiretle ilgili haberlerde yer alan uhrevî maddelerin sûretini ve şeklini mânâ itibariyle kavrayabilmemiz için dünyadaki benzerleriyle ifâde etmek zorunluluğu var. Âyetlerde ve hadislerde âhireti ve içindekileri anlayabilmemiz için böyle ifâde edilmiştir. Meselâ mahşerdeki terazi elbette bakkal terazisi şeklinde olmayacak. Kaldı ki dünyada bile şekil itibariyle biri diğerine benzemeyen çok farklı biçimlerde terâziler söz konusu. Hatta aynı bakkal dükkânında, o eski bildiğimiz klasik terâziden tutun, farklı boy ve ebatlarda ve farklı ölçeklerle çok sayıda elektronik terâzi örnekleri görmek mümkün. Öyleyse mahşerde sevap ve günahımızı tartan bir terâzîden söz edildiğinde, çok hassas ölçüleriyle sonsuz duyarlıklı bir tartı âletinin bulunduğunu anlarız, gerçek şeklini görmeyi âhirete bırakırız. Sırat köprüsü için de aynı bakış açısı söz konusudur. Sırat Köprüsü, Cehennemin karanlık ve dev alevleri üzerinde kurulmuş, dehşetli, kıldan ince, kılıçtan keskin bir köprüdür. (“Kıldan ince, kılıçtan keskin” ibaresi sırat köprüsünün çok hassas bir ayar içinde olduğuna ve dehşetine işâret eder.) Buradan herkes geçecektir. Çünkü Cennetin yolu Sırat köprüsünden geçer. Cennete giden de, Cehenneme düşen de bu köprüye uğrar. Bu köprüden geçerken günahkârlar ve kâfirler ayakları sürçerek dev ateşe düşerler. Mü’minler ise amellerine göre belirli hızlarda bu tehlikeli köprüyü geçerler. Peygamber Efendimizin (asm) bildirdiğine göre bu köprüden ilk geçecek olanlar Peygamber Efendimiz (asm) ve ümmeti olacaktır. Sonra diğer ümmetlerin salih amelleri sayesinde sırat köprüsünü sür’atle geçeceği bildirilmiştir.1 Üstad Bedîüzzaman Hazretleri insanın bir yolcu olduğunu beyan eder ve “Sırat”ı yolculuğun zorunlu uğrak yerlerinden birisi olarak zikreder. Bedîüzzaman, insanın, âlem-i ervahtan, rahm-ı mâderden, sabâvetten, ihtiyarlıktan, dünyadan, kabirden, berzahtan, haşirden, Sırattan geçer bir uzun sefer-i imtihanda hiç durmadan yürüyen bir yolcu olduğunu kaydeder.2 Sırat ile ilgili Peygamber Efendimizi (asm) dinleyelim: “Kıyamet Gününde insanlar bir araya toplanacaklar. Rabbimiz: ‘Her kim her neye tapıyor idiyse onun ardına düşsün!’ buyuracak. Artık kimi güneşin, kimi ayın, kimi taptıkları tâğûtların peşine düşecekler. Yalnız bu ümmet, içlerinde münâfıkları da olduğu halde yerinde kalacak. Allah onlara: ‘Ben sizin Rabbinizim!’ buyuracak. Onlar da: ‘El-Hak, Sen bizim Rabbimizsin!’ diyecekler. Allah Teâlâ’nın onları dâvet buyurması üzerine davete uyacaklar. Cehennemin tam ortasına Sırat (köprü) kurulacak. Ümmetini onun üstünden en evvel geçirecek ben olacağım. O gün dehşeti ve korkusu nedeniyle peygamberlerden başka hiç kimse konuşamayacak. Peygamberlerin o günkü kelâmları da: ‘Allahümme sellim, sellim’ (=Allahım esenlik ver, Allahım kurtar!’ olacaktır. Cehennemde sa’dân dikenlerine benzer çengeller vardır. Bu dikenlerin ne kadar büyük olduklarını ancak Allah bilir. (Değişik rivâyetlerde: Onlara, ‘Nûrunuzun miktarına göre kurtuluşa koşun!’ denilir. Mü’minlerin kimi göz kırpacak kadar zaman içinde, kimi şimşek gibi, kimi rüzgâr gibi, kimi kuş gibi, kimi ala-yörük cinsi bir at gibi, kimi deve gibi sür’atle geçerler. Nihâyet nûru yalnız ayaklarının baş parmağında olarak verilen kimse yüzü koyu yürüyerek elleri ve ayaklarıyle emekler ve bir kolunu çekse öteki kolu, bir ayağını çekse öteki ayağı takılır ve kurtuluncaya kadar ateş yanlarına çarpar durur. Kimi yürüyerek, kimi karnı üstünde sürünerek geçer de: ‘Yâ Rab! Beni neden bu kadar geç bıraktın?’ der. Cenâb-ı Rabbü’l-âlemîn: ‘Seni geç bırakan kendi amelindir!’ buyurur. O gün münâfıklar îman edenlere, ‘Lütfen bizi bekleyin de, nurunuzdan biz de istifâde edelim.’ derler. Fakat kendilerine: ‘Geriye dönün. Nûru orada arayın.’ denilir.) Bu çengeller insanları kötü amellerinden dolayı kapıp alırlar. Bunlardan kimi kötü ameli dolayısıyla helâk olur. Kimi hardal gibi ezildikten sonra kurtulur. Nihayet, Allah ateşe girenlerden kimlere rahmet buyurmayı dilemişse onları çıkarır. Meleklere, dünyada iken Allah’a ibâdet etmiş olanları çıkarmalarını emreder. Melekler de onları çıkarır. Melekler onları secde izlerinden tanırlar. Allah Teâlâ secde izlerini yiyip mahvetmeyi Cehennem ateşine haram kılmıştır. Cennet ile Cehennem arasında yüzü ateşe dönük bir kimse kalır. Ki o, Cennete gireceklerin sonuncusu olacaktır. O kimse: ‘Yâ Rab! Yüzümü şu ateşten döndür. Kokusu beni zehirleyip duruyor. Alevi beni yakıp duruyor.’ diyecek. Adamcağız mütemadiyen duâ ve niyaz yapmaya devam edecektir. Sonunda Allah Teâlâ: ‘Bu senin dediğin yapılacak olursa, acaba başka bir şey istemeyecek misin?’ buyurur. Adam: ‘Celâl ve İzzetine yemin olsun ki, hayır!’ diyecek. Allah onun yüzünü Cehennem ateşinden Cennet’e doğru döndürünce Cennet’in güzelliğini görecek. Başlangıçta bir süre hayâ ettikten sonra: ‘Yâ Rab, beni Cennetin kapısına yaklaştır.’ diyecek. Allah: ‘Evvelce başka bir şey istemeyeceğine dair yemin etmiş değil miydin?’ diyecek. Adam: ‘Yâ Rab! Mahlukatının en bedbahtı ben olmayayım.’ diyecek. Allah: ‘Bunu da verirsem başka bir şey isteyecek misin?’ diyecek. Adam: ‘İzzet ve celâline yemin olsun ki, hayır!’ diyecek. Cenâb-ı Allah onu Cennetin kapısına yaklaştıracak. O kimse, Cennetin kapısına varıp da, Cennetteki eşsiz güzelliği ve letâfeti, içindeki hadsiz sevinci ve neşeyi görünce, bir süre utancından susacak, ama sonra: ‘Yâ Rab! Beni içeriye sok!’ diye duâ edecek. Allah: ‘Behey Âdemoğlu! Sen ne sözünde durmaz kimsesin! Sen verdiğimden başka hiçbir şey istemeyeceğine dair yemin vermiş değil miydin?’ buyuracak. Adam: ‘Ya Rab! Mahlûkâtının en bedbahtı olmayayım.’ diyecek ve duâ ve niyazına ısrarla devam edecek. Nihayet Cenâb-ı Hak onun da Cennete girmesine izin verecek. Ona: ‘İste!’ buyuracak. O da uzun boylu isteklerini dile getirecek. Ne arzu ediyorsa isteyecek. İstekleri bitince, Allah Teâlâ: ‘Bunlardan başka şunu da, şunu da, şunu da, bunu da iste!’ buyuracak. İsteyeceği güzel şeyleri Cenâb-ı Hak onun aklına getirecek. Nihayet adam bunları da isteyecek. Adamın istekleri bitince Allah Teâlâ: ‘Bunların hepsi ve on misli kadar isteklerin hepsi senindir.” buyuracak.”3 Allah için kesilen kurbanların Sırat üstünde sahiplerine burak gibi binek olacakları müjdesi, yapılan ibâdete Allah’ın vermeyi vaad buyurduğu bir mükâfâttır.4 Takdir Yüce Allah’ındır.
DOST11



=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=